Neyssssseeee... Bu yazıda biraz yakın ilişkilere değinmek istiyorum... Adler'e göre insan hayatında 3 önemli unsur var. Bunlardan ilki "iş", ikincisi "aşk", üçüncüsü ise "sosyal hayat"... Bu unsurlardan bir tanesinde sorun olan kişi tam olarak sağlıklı olamaz diyor Adler... Eğer üçünde de başarılı
olmuşsa kişi, sağlıklıdır. Dolayısıyla yakın ilişkilerin hayatımızdaki rolü en az iş ve sosyal hayat kadar önemli...
Öncelikle kim neyi seçiyor ona bakalım. Mesela kadınlar erkeklerde ne ararlar??? Cevabı çok basit "güç". Aynı hayvanlarda olduğu gibi. Yani güçlü olanın dişiyi elde etmesi üzerine dayalı sistem. Evrimsel olarak bakıldığında ise kadının çocuklarına iyi imkanlar sağlayabilecek, onların hayatta kalmalarını sağlayabilecek birini aradığını söylemek yanlış olmaz. Güç derken kastettiğimiz tabi ki “para”. Zengin amcaların yanlarında kendilerinden 20-30 yaş genç hatunları görmek ise buna bir örnek. Buradan bakıldığında kadınların aşktan ziyade mantık evliliği yaptıklarını da söylemek lazım. Yapılan araştırmalarda kadınların 2/3'ünün mantık evliliği yaptığı ortaya çıkıyor...
Peki erkekler bir kadında ne gibi özelliklere bakıyorlar? Sizi duyar gibiyim tabi ki ilk başta "güzellik". Çünkü güzellik doğurganlığın göstergesi. Bu yüzden erkeklerin 2/3'ü aşk evliliği yapıyor.
Tabi başka faktörler de var. Mesela zıt kutuplar birbirini çeker mi? Yapılan çalışmalarda birbirini tamamlayan yani zıt kutuplardaki insanların ilişkilerinde daha çok doyum yaşadığı görülüyor. Yani dominant birisi uysal birisiyle, uysal birisi de dominant birisiyle olduğunda daha çok doyum alıyor. Bu insanlardan partnerlerini değerlendirmesi istendiğinde ise ortaya başka bir manzara çıkıyor. Daha çok doyum hissedenler partnerlerini daha kendilerine benzer olarak değerlendiriyorlar. Yani zıt kutuplardakilerle birlikte oluyoruz ama partnerimizi kendimize benzer görüyoruz.
Pekiiiiiiii... birlikte olmak istediğimiz kişiyi seçtik.Şimdi ilişkimiz nasıl bir ilişki ona bakalım. Bu konuda Robert Sternberg'in meşhur "Üçgen Aşk Kuramı"na bakacağız. Sternberg'e göre bir ilişkide 3 önemli boyut var. Bunlardan ilki yakınlık (intimacy), ikincisi tutku (passion) ve sonuncusu bağlanma (commitment). Bir ve ya daha az boyuta sahip ilişkilerin 2 ve ya daha fazla boyuta sahip ilişkilere nazaran daha kısa ömürlü olduklarını söylemek yanlış olmaz herhalde.
Bir ilişkide sadece yakınlık varsa o ilişki "hoşlanma" olarak geçiyor. Sadece tutku olduğunda "delicesine aşık olma" veya "karasevda" diyebileceğimiz bir aşk ortaya çıkıyor. İlk görüşte aşk genel olarak bu aşk türüne giriyor, fakat tutku ve bağlanma olmadığı için fazla uzun ömürlü olmuyor. Bir ilişkide sadece bağlanma varsa o aşkın adı da "boş aşk". Güçlü bir ilişki zamanla yakınlığın ve tutkunun ölmesiyle bu aşk türüne dönüşebiliyor. Görücü usulu evlilikler de genellikle boş aşk olarak başlıyor.
İkili kombinasyonlara baktığımızda sadece tutku ve yakınlık varsa "romantik aşk", sadece yakınlık ve bağlanma varsa "arkadaş gibi aşk" ve sadece tutku ve bağlanma varsa "ahmak, budala aşk" meydana geliyor."Arkadaş gibi aşk" tutkusunu yitirmiş fakat yakınlığın ve bağlılığın güçlü olduğu ilişkilerde görülebiliyor. Ayrıca dostların ve aile bireyleri arasındaki ilişkinin de bu aşk türüne girdiğini söyleyebiliriz. Tabi en sağlıklısı bu üçünün bir arada olduğu "mükemmel aşk". İdeal olanı "mükemmel aşk" tabiki fakat bunu elde edebilen çift sayısı da oldukça sınırlı. Bu aşk çok kalıcı olmayabiliyor, tutkunun zamanla ölmesiyle arkadaş gibi aşka dönüşebiliyor.
İlişkilerde bu üç boyutun azalmasına neden olabilecek maalesef çok sık yapılan hatalar var. Bunlar hakkında fikir edinmek ve oldukça sakınmaya çalışmak sağlıklı bir ilişki için iki tarafın da yapması gereken şeyler. O yüzden şimdi ilişkilerde yapılan sık hatalara bir göz atalım...
- İletişimde Önyargılı Olmak: Cümlenin sonunu beklemeden olumsuz yorumlar yapma olarak tanımlayabiliriz.
- Fikirleri önemsememe: Fikirleri beğenmemekle onlara saygı duymamak ayrı şeyler. Beğenmeyebilirsiniz ama önemsemediğinizi göstermeniz onu sizden uzaklaştırabilir.
- Hatayı Eleştirmek Yerine Kişiliği Eleştirmek: Yapılan bir hataya karşı hata yerine bunu genelleyip kişiliğe maletmektir.
- Maddi denge:Maddi yükün çiftlerden sadece birinin omzuna binmesi bu kişinin duygusal olarak da yıpranmasına neden olabiliyor.
- Genellemeler Yapmak: Yapılan bir hatadan dolayı karşı tarafı hep aynı şeyi yapmakla suçlamaktır.
- Geçmiş Olayları Yeniden Gündeme Getirmek: Geçmişte yaşanmış kavgaların ya da olumsuz olayların en ufak bir tartışmada tekrar gündeme gelmesi ufacık şeylerin koca birer sorun haline gelmesine neden olabilir.O yüzden her sorunu zamanında çözmek en sağlıklısı.
- Hep Olumsuzlukları Gündeme Getirmek: Evlilik içinde olumlu şeylerin olduğu gibi olumsuzlukların olması da gayet doğaldır. Önemli olan ortadaki olumsuzluklara makul çözümler getirebilmek ve birlikte çözebilmektir.Eşler evlilik içerisinde olan olumlu şeyleri zaten olması gereken şeylermiş gibi hiç takdir etmeyebilirken, olumsuzlukları kesinlikle olmaması gereken şeyler olarak düşünüp bunun için birbirlerini suçlayabilirler.Halbuki, eşlerin birbirlerinde gördükleri olumlu özellikleri birbirlerine söylemeleri, olumsuz olayları çözerken çok büyük kolaylıklar sağlayacaktır.
- Ağır eleştiriler: Yakın çiftlerin birbirlerine farkında olmadan yaptıkları suçlamalar ve ağır eleştiriler aralarındaki sevginin zedelenmesine neden oluyor.
- İlişki hakkında konuşmak: Olumsuz olayları siz unutsanız bile anlattığınız kişilerin unutmaması sizi istemediğiniz olayların içine çekebilir.
- Duygu sömürüsü: Tartışma sırasında durumu kurtarmak için ağlamak ya da başka bir şekilde duygu sömürüsü yapmak, sorunların yetişkin gibi çözülmesini engelliyor. Bu nedenle sağlıklı bir ilişki için çiftlerin yetişkin gibi konuşabilmeleri gerekiyor.
- Tanıdığından emin olmak: Birlikte uzun zaman geçirmeniz karşınızdaki kişiyi doğru tanımanızı sağlamaz. "Bu hareketinin ne anlama geldiğini biliyorum" gibi ifadeler bir süre sonra karşınızdaki kişide olumsuz tepki yaratabilir.
- Dinlememek: Sinirlendiğinizde sesinizi yükseltmeniz ya da karşınızdakini dinlememeniz "sana değer vermiyorum" mesajı vermenize neden olur.
Son olarak da artık rutine binmiş bir ilişki nasıl canlandırılır buna bakalım. Baumeister ve Bratslavsky’nin bir önermeleri var ve bunda iddia ediyorlar ki yakınlık (intimacy) ve tutku arasında bir ilişki vardır ve tutku yakınlığın zaman içerisindeki değişimiyle ilişkilidir. Yani yakınlığın arttığı zamanlarda tutku artarken, çok yüksek seviyede de olsa yakınlıkta bir artış yoksa tutku da yoktur. Dolayısıyla yakınlığı arttırabilirsek tutkuyu da arttırabiliriz.
Yeni şeyler yaparak işe başlanabilir. Daha önce hiç yapmadıkları bir etkinliği beraberce yapmak mesela yeni yerlere gitmek, bir doğa yürüyüşüne beraberce katılmak vs. değişik ortamlarda çiftlerin birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenmelerine yol açar ve bu da yakınlığı dolayısıyla tutkuyu arttırabilir.
Toplum içinde şöyle bir inanış vardır. Çocuk yapmanın bir evliliği kurtarabileceğine inanılır. Aslında burada söylediklerimize baktığımızda çocuk yapmak yepyeni bir tecrübe aslında ve dolayısıyla yakınlığı ve tutkuyu arttırması beklenebilir. Fakat işler böyle yürümüyor. Uykusuzluk, maddi külfet, azalan cinsel ilişki vs. tam tersi bir etki yaratıyor.
Bir diğer aktivite ise tartışma veya kavga. Bunlar sırasında yakınlığın azalması beklenebilir fakat barışma sürecindeki duygusal yaklaşım tutkuyu arttırıcı rol oynayabiliyor.
Toparlayacak olursak kadının ve erkeğin ideal partnerde aradıkları özellikler farklı. Tabi şunu da söylemek lazım her ilişki böyle olacak diye bir kaide yok, aşkın ve mantığın beraber olduğu ilişkiler olabileceği gibi erkeklerin mantık, kadınların aşk evlilikleri yapması da olası. Fakat genel olarak bakıldığında ortaya çıkan resim burada belirtmeye çalıştığım gibi. Partnerlerde aranan özellikler farklı olsa da bir ilişkide tutkunun, yakınlığın ve bağlılığın üçünün de olması istenen ilişki türü olsa gerek. Çok sık yapılan hatalara dikkat etmek ve ilişkiyi canlı tutacak etkinliklerle desteklemek de oldukça önemli.
Mükemmel aşkı yaşayacağınız birini en tezinden bulmanız dileğiyle...

Analiz cok guzel.. Tesbitler dogru..
YanıtlaSilAma cevapsiz kalan bir soru var: Diyelim ki mukemmel aski buldugumuza inaniyoruz, peki karsimizdaki insan icin kendimizin mukemmel ask olup olmadigimizi nasil anlariz??
çok zor değil aslında karşındakine sorarak öğrenebilirsin :)
YanıtlaSilo cozum bazen dunyanin en zor seyi olabiliyor..
YanıtlaSilevet biraz cesaret istiyor ama unutma ki her şeyin bir bedeli vardır. Bu en kestirmesi en kesini ama objektif gözlemler yaparak da gayet anlayabilirsin. Ki bence önemli olan anlamak değil kabullenmek bu gerçeği.
YanıtlaSil