2 Mart 2010 Salı

Mutluluk

Geyik ortamında şu tür cümleler kurmuşluğum vardır: "küçük bir şehirde veya kasabada ortalama seviyede bir hayatım olsaydı kesin daha mutlu olurdum", ya da "keşke bu kadar sorgulamasaydım, hayatı getirdikleriyle yaşasaydım daha mutlu olurdum" gibi... Fakat biraz önce okuduğum makale tüm hipotezlerimi yıktı geçti. Gerçi insan yaşadıkça ve sürekli olarak tatminsiz olduğunu gördükçe yine benzer sonuçları çıkartabiliyor fakat bu kadar açık bir şekilde dile getirilmesi biraz moral bozucu oldu. Biraz sonra okuyacaklarınızın özünde yatan temel fikir "mutluluk içimizdedir dışardaki faktörlere o kadar da bağlı değildir"... Gelin biraz açalım şimdi bunu...

İkiz ve evlat-edinme çalışmalarında görülmüş ki çevre pozitif duygulanma üzerinde çok az etkili. Demografik faktörlere baktığımızda da yine benzer bir etki görüyoruz. Mesela yaşla mutluluk arasında herhangi bir ilişki yok. Aynı şekilde gelir, eğitim düzeyi ve sosyo ekonomik durumla mutluluk arasında da çok zayıf bir ilişki var. Dolayısıyla insanın mutluluk kapasitesi yaş ve zenginlik gibi objektif durumlarla sınırlandırılmış değil.

Cinsiyete baktığımızda da erkekle kadın arasında bir fark bulunmuyor, yani erkek ve kadın benzer seviyelerde mutlu olduklarını ifade ediyorlar.

Mutluluga etki etmeyen faktorlere baktiktan sonra simdi de etkisi olan iki degiskene bir goz atalim...Bunlardan ilki sosyal davranış. Bunun içerisine yakın arkadaşların sayısı, arkadaş ve akrabalarla görüşme sıklığı, yeni arkadaşlıklar geliştirme, organizasyonlara katılma ve genel sosyal aktivite seviyesi giriyor. İlgili olarak evli insanların hiç evlenmemiş hatta evlenip boşanmış insanlardan istatistiksel olarak daha mutlu olduklarını görüyoruz.

İkinci faktör ise, kendisini ruhsal veya dinsel olarak tanımlayan insanların daha yüksek seviyelerde mutluluk belirttikleri görülüyor. Peki ama neden? Buna 2 temel açıklama getiriliyor. Bunlardan ilki, dinin insanlara bir anlam ve amaç sağladığı ve temel varoluşsal sorulara (neden buradayım?, ben öldükten sonra bana ne olacak?) makul cevaplar vermesi ve onları varoluşsal endişelerden kurtarması. İkinci açıklama ise dinsel aktivitelerin sosyal davranışa yol açması. Bir dinsel gruba ait olmak insanların bir araya gelmesine, benzer görüşleri benimsemelerine ve destekleyici ilişkiler geliştirmelerine yol açıyor.

Mutlu insanlar kendilerini ve dünyalarını da iyi gördükleri için hayatlarındaki önemli noktalarda da daha yüksek oranda tatmin bildiriyorlar. Mesela, pozitif duygulanma iş tatmininin istatistiksel bir öngörücüsü. Pozitif duygulanma ayrıca evlilik ve ilişki tatmini ile de pozitif olarak ilişkili.

Çevresel faktörlerin pozitif duygulanma ve mutluluk üzerinde pek de etkili olmadıklarını gördük. Peki o halde mutsuzsak hep mutsuz mu kalacağız? Değişim mümkün değil mi?

Neşeli, coşkulu ve hayatla ilgili olmak için insanların çok da bir şeye ihtiyaçları yok. Yani daha genç veya daha zengin olmak, büyüleyici ve dolgun ücretli bir işte çalışmak gerekmiyor mutlu olmak için. Yani aslında herkes mutlu olmaya yetkin.

Ve evet değişim mümkün. Çalışmalarda mutluluğun ileriki zamanlardaki sabitliğiyle ilişkisi .60 ile .80 arasında değişiyor. Yani katılımcıların çoğu 7sinde mutluysa 70inde de mutlu, fakat ilişkinin 1.0 olmaması önemli bir kısım insanda da değişim olduğunu gözler önüne seriyor. Yani pes etmek yerine maksimum potansiyelimize ulaşmak için çaba harcamamız gerekiyor. Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz yani mutluluk miktarımızı nasıl arttıracağız?

3 temel prensip sayabiliriz bu amaç için. Bu prensiplerden ilki, kısa dönem ruh hali çalışmaları gösteriyor ki pozitif duygu "düşünce"ye nazaran "hareket"le daha çok ilişkili. Yani bir şeylerle uğraşırken pozitif bir duyguyu oluşturmak daha mümkün. Bir başka deyişle yüksek seviyede pozitif duygu oluşması yüksek olasılıkla kişi dış dünyaya odaklandığında olmakta. IBM'in bir sloganı var tam da bu noktayla örtüşen aslında: "Stop talking, start doing" şeklinde. Biz de bunu "stop thinking, start doing" şeklinde değiştirebiliriz herhalde.Veriler 2 tür aktivitenin pozitif modu arttırdığını gösteriyor. Bunlar a) sosyalleşme ve kişiler arası davranış, ve b) egzersiz ve fiziksel aktivite. Genel olarak konuşmak gerekirse pozitif duygu durumu yüksek insanların fiziksel, sosyal ve zihinsel olarak aktif oldukları sonucunu çıkarmamız mümkün.

İkinci prensip,araştırmacılar tarafından bir amaca ulaşmaktansa bir amaç uğruna çabalamanın mutluluk ve pozitif duygulanım için can alıcı nokta olduğu vurgulanıyor. Hayatta yaptığımız çok az şey önemli fakat önemli olan bizim bunları yapmamız ve yaparken de bunların önemli olduklarını düşünmemiz.

Son olarak, bir değişimin başarılı olabilmesi için altta yatan mod sisteminin iyice anlaşılması gerekiyor. Modlarımızın farkında olmamız ve bu içsel ritime ayak uydurmamız yeterlik ve keyif hislerimizi maksimize ederken stres ve hayal kırıklığı hislerimizi minimize eder. Mod sistemimizi anlayarak ve onlarla çalışarak önemli bir oranda pozitif duygulanımımızı ve mutluluğumuzu arttırabiliriz.

Mutlu geçen bir ömür yaşamanız dileğiyle...