25 Kasım 2010 Perşembe

Yakın İlişkiler

Uzun süre geçmiş son yazının üstünden. ee hayatımda önemli gelişmeler olduğunu göz önüne alırsak normal bu kadar ayrılık. Bu yaz motosiklete de binemedik onun da etkisi var tabi...

Neyssssseeee... Bu yazıda biraz yakın ilişkilere değinmek istiyorum... Adler'e göre insan hayatında 3 önemli unsur var. Bunlardan ilki "iş", ikincisi "aşk", üçüncüsü ise "sosyal hayat"... Bu unsurlardan bir tanesinde sorun olan kişi tam olarak sağlıklı olamaz diyor Adler... Eğer üçünde de başarılı olmuşsa kişi, sağlıklıdır. Dolayısıyla yakın ilişkilerin hayatımızdaki rolü en az iş ve sosyal hayat kadar önemli...

Öncelikle kim neyi seçiyor ona bakalım. Mesela kadınlar erkeklerde ne ararlar??? Cevabı çok basit "güç". Aynı hayvanlarda olduğu gibi. Yani güçlü olanın dişiyi elde etmesi üzerine dayalı sistem. Evrimsel olarak bakıldığında ise kadının çocuklarına iyi imkanlar sağlayabilecek, onların hayatta kalmalarını sağlayabilecek birini aradığını söylemek yanlış olmaz. Güç derken kastettiğimiz tabi ki “para”. Zengin amcaların yanlarında kendilerinden 20-30 yaş genç hatunları görmek ise buna bir örnek. Buradan bakıldığında kadınların aşktan ziyade mantık evliliği yaptıklarını da söylemek lazım. Yapılan araştırmalarda kadınların 2/3'ünün mantık evliliği yaptığı ortaya çıkıyor...

Peki erkekler bir kadında ne gibi özelliklere bakıyorlar? Sizi duyar gibiyim tabi ki ilk başta "güzellik". Çünkü güzellik doğurganlığın göstergesi. Bu yüzden erkeklerin 2/3'ü aşk evliliği yapıyor.

Tabi başka faktörler de var. Mesela zıt kutuplar birbirini çeker mi? Yapılan çalışmalarda birbirini tamamlayan yani zıt kutuplardaki insanların ilişkilerinde daha çok doyum yaşadığı görülüyor. Yani dominant birisi uysal birisiyle, uysal birisi de dominant birisiyle olduğunda daha çok doyum alıyor. Bu insanlardan partnerlerini değerlendirmesi istendiğinde ise ortaya başka bir manzara çıkıyor. Daha çok doyum hissedenler partnerlerini daha kendilerine benzer olarak değerlendiriyorlar. Yani zıt kutuplardakilerle birlikte oluyoruz ama partnerimizi kendimize benzer görüyoruz.

Pekiiiiiiii... birlikte olmak istediğimiz kişiyi seçtik.Şimdi ilişkimiz nasıl bir ilişki ona bakalım. Bu konuda Robert Sternberg'in meşhur "Üçgen Aşk Kuramı"na bakacağız. Sternberg'e göre bir ilişkide 3 önemli boyut var. Bunlardan ilki yakınlık (intimacy), ikincisi tutku (passion) ve sonuncusu bağlanma (commitment). Bir ve ya daha az boyuta sahip ilişkilerin 2 ve ya daha fazla boyuta sahip ilişkilere nazaran daha kısa ömürlü olduklarını söylemek yanlış olmaz herhalde.

Bir ilişkide sadece yakınlık varsa o ilişki "hoşlanma" olarak geçiyor. Sadece tutku olduğunda "delicesine aşık olma" veya "karasevda" diyebileceğimiz bir aşk ortaya çıkıyor. İlk görüşte aşk genel olarak bu aşk türüne giriyor, fakat tutku ve bağlanma olmadığı için fazla uzun ömürlü olmuyor. Bir ilişkide sadece bağlanma varsa o aşkın adı da "boş aşk". Güçlü bir ilişki zamanla yakınlığın ve tutkunun ölmesiyle bu aşk türüne dönüşebiliyor. Görücü usulu evlilikler de genellikle boş aşk olarak başlıyor.

İkili kombinasyonlara baktığımızda sadece tutku ve yakınlık varsa "romantik aşk", sadece yakınlık ve bağlanma varsa "arkadaş gibi aşk" ve sadece tutku ve bağlanma varsa "ahmak, budala aşk" meydana geliyor."Arkadaş gibi aşk" tutkusunu yitirmiş fakat yakınlığın ve bağlılığın güçlü olduğu ilişkilerde görülebiliyor. Ayrıca dostların ve aile bireyleri arasındaki ilişkinin de bu aşk türüne girdiğini söyleyebiliriz. Tabi en sağlıklısı bu üçünün bir arada olduğu "mükemmel aşk". İdeal olanı "mükemmel aşk" tabiki fakat bunu elde edebilen çift sayısı da oldukça sınırlı. Bu aşk çok kalıcı olmayabiliyor, tutkunun zamanla ölmesiyle arkadaş gibi aşka dönüşebiliyor.


İlişkilerde bu üç boyutun azalmasına neden olabilecek maalesef çok sık yapılan hatalar var. Bunlar hakkında fikir edinmek ve oldukça sakınmaya çalışmak sağlıklı bir ilişki için iki tarafın da yapması gereken şeyler. O yüzden şimdi ilişkilerde yapılan sık hatalara bir göz atalım...
  • İletişimde Önyargılı Olmak: Cümlenin sonunu beklemeden olumsuz yorumlar yapma olarak tanımlayabiliriz.
  • Fikirleri önemsememe: Fikirleri beğenmemekle onlara saygı duymamak ayrı şeyler. Beğenmeyebilirsiniz ama önemsemediğinizi göstermeniz onu sizden uzaklaştırabilir.
  • Hatayı Eleştirmek Yerine Kişiliği Eleştirmek: Yapılan bir hataya karşı hata yerine bunu genelleyip kişiliğe maletmektir.
  • Maddi denge:Maddi yükün çiftlerden sadece birinin omzuna binmesi bu kişinin duygusal olarak da yıpranmasına neden olabiliyor.
  • Genellemeler Yapmak: Yapılan bir hatadan dolayı karşı tarafı hep aynı şeyi yapmakla suçlamaktır.
  • Geçmiş Olayları Yeniden Gündeme Getirmek: Geçmişte yaşanmış kavgaların ya da olumsuz olayların en ufak bir tartışmada tekrar gündeme gelmesi ufacık şeylerin koca birer sorun haline gelmesine neden olabilir.O yüzden her sorunu zamanında çözmek en sağlıklısı.
  • Hep Olumsuzlukları Gündeme Getirmek: Evlilik içinde olumlu şeylerin olduğu gibi olumsuzlukların olması da gayet doğaldır. Önemli olan ortadaki olumsuzluklara makul çözümler getirebilmek ve birlikte çözebilmektir.Eşler evlilik içerisinde olan olumlu şeyleri zaten olması gereken şeylermiş gibi hiç takdir etmeyebilirken, olumsuzlukları kesinlikle olmaması gereken şeyler olarak düşünüp bunun için birbirlerini suçlayabilirler.Halbuki, eşlerin birbirlerinde gördükleri olumlu özellikleri birbirlerine söylemeleri, olumsuz olayları çözerken çok büyük kolaylıklar sağlayacaktır.
  • Ağır eleştiriler: Yakın çiftlerin birbirlerine farkında olmadan yaptıkları suçlamalar ve ağır eleştiriler aralarındaki sevginin zedelenmesine neden oluyor.
  • İlişki hakkında konuşmak: Olumsuz olayları siz unutsanız bile anlattığınız kişilerin unutmaması sizi istemediğiniz olayların içine çekebilir.
  • Duygu sömürüsü: Tartışma sırasında durumu kurtarmak için ağlamak ya da başka bir şekilde duygu sömürüsü yapmak, sorunların yetişkin gibi çözülmesini engelliyor. Bu nedenle sağlıklı bir ilişki için çiftlerin yetişkin gibi konuşabilmeleri gerekiyor.
  • Tanıdığından emin olmak: Birlikte uzun zaman geçirmeniz karşınızdaki kişiyi doğru tanımanızı sağlamaz. "Bu hareketinin ne anlama geldiğini biliyorum" gibi ifadeler bir süre sonra karşınızdaki kişide olumsuz tepki yaratabilir.
  • Dinlememek: Sinirlendiğinizde sesinizi yükseltmeniz ya da karşınızdakini dinlememeniz "sana değer vermiyorum" mesajı vermenize neden olur.

Son olarak da artık rutine binmiş bir ilişki nasıl canlandırılır buna bakalım. Baumeister ve Bratslavsky’nin bir önermeleri var ve bunda iddia ediyorlar ki yakınlık (intimacy) ve tutku arasında bir ilişki vardır ve tutku yakınlığın zaman içerisindeki değişimiyle ilişkilidir. Yani yakınlığın arttığı zamanlarda tutku artarken, çok yüksek seviyede de olsa yakınlıkta bir artış yoksa tutku da yoktur. Dolayısıyla yakınlığı arttırabilirsek tutkuyu da arttırabiliriz.

Yeni şeyler yaparak işe başlanabilir. Daha önce hiç yapmadıkları bir etkinliği beraberce yapmak mesela yeni yerlere gitmek, bir doğa yürüyüşüne beraberce katılmak vs. değişik ortamlarda çiftlerin birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenmelerine yol açar ve bu da yakınlığı dolayısıyla tutkuyu arttırabilir.

Toplum içinde şöyle bir inanış vardır. Çocuk yapmanın bir evliliği kurtarabileceğine inanılır. Aslında burada söylediklerimize baktığımızda çocuk yapmak yepyeni bir tecrübe aslında ve dolayısıyla yakınlığı ve tutkuyu arttırması beklenebilir. Fakat işler böyle yürümüyor. Uykusuzluk, maddi külfet, azalan cinsel ilişki vs. tam tersi bir etki yaratıyor.

Bir diğer aktivite ise tartışma veya kavga. Bunlar sırasında yakınlığın azalması beklenebilir fakat barışma sürecindeki duygusal yaklaşım tutkuyu arttırıcı rol oynayabiliyor.

Toparlayacak olursak kadının ve erkeğin ideal partnerde aradıkları özellikler farklı. Tabi şunu da söylemek lazım her ilişki böyle olacak diye bir kaide yok, aşkın ve mantığın beraber olduğu ilişkiler olabileceği gibi erkeklerin mantık, kadınların aşk evlilikleri yapması da olası. Fakat genel olarak bakıldığında ortaya çıkan resim burada belirtmeye çalıştığım gibi. Partnerlerde aranan özellikler farklı olsa da bir ilişkide tutkunun, yakınlığın ve bağlılığın üçünün de olması istenen ilişki türü olsa gerek. Çok sık yapılan hatalara dikkat etmek ve ilişkiyi canlı tutacak etkinliklerle desteklemek de oldukça önemli.

Mükemmel aşkı yaşayacağınız birini en tezinden bulmanız dileğiyle...



2 Mart 2010 Salı

Mutluluk

Geyik ortamında şu tür cümleler kurmuşluğum vardır: "küçük bir şehirde veya kasabada ortalama seviyede bir hayatım olsaydı kesin daha mutlu olurdum", ya da "keşke bu kadar sorgulamasaydım, hayatı getirdikleriyle yaşasaydım daha mutlu olurdum" gibi... Fakat biraz önce okuduğum makale tüm hipotezlerimi yıktı geçti. Gerçi insan yaşadıkça ve sürekli olarak tatminsiz olduğunu gördükçe yine benzer sonuçları çıkartabiliyor fakat bu kadar açık bir şekilde dile getirilmesi biraz moral bozucu oldu. Biraz sonra okuyacaklarınızın özünde yatan temel fikir "mutluluk içimizdedir dışardaki faktörlere o kadar da bağlı değildir"... Gelin biraz açalım şimdi bunu...

İkiz ve evlat-edinme çalışmalarında görülmüş ki çevre pozitif duygulanma üzerinde çok az etkili. Demografik faktörlere baktığımızda da yine benzer bir etki görüyoruz. Mesela yaşla mutluluk arasında herhangi bir ilişki yok. Aynı şekilde gelir, eğitim düzeyi ve sosyo ekonomik durumla mutluluk arasında da çok zayıf bir ilişki var. Dolayısıyla insanın mutluluk kapasitesi yaş ve zenginlik gibi objektif durumlarla sınırlandırılmış değil.

Cinsiyete baktığımızda da erkekle kadın arasında bir fark bulunmuyor, yani erkek ve kadın benzer seviyelerde mutlu olduklarını ifade ediyorlar.

Mutluluga etki etmeyen faktorlere baktiktan sonra simdi de etkisi olan iki degiskene bir goz atalim...Bunlardan ilki sosyal davranış. Bunun içerisine yakın arkadaşların sayısı, arkadaş ve akrabalarla görüşme sıklığı, yeni arkadaşlıklar geliştirme, organizasyonlara katılma ve genel sosyal aktivite seviyesi giriyor. İlgili olarak evli insanların hiç evlenmemiş hatta evlenip boşanmış insanlardan istatistiksel olarak daha mutlu olduklarını görüyoruz.

İkinci faktör ise, kendisini ruhsal veya dinsel olarak tanımlayan insanların daha yüksek seviyelerde mutluluk belirttikleri görülüyor. Peki ama neden? Buna 2 temel açıklama getiriliyor. Bunlardan ilki, dinin insanlara bir anlam ve amaç sağladığı ve temel varoluşsal sorulara (neden buradayım?, ben öldükten sonra bana ne olacak?) makul cevaplar vermesi ve onları varoluşsal endişelerden kurtarması. İkinci açıklama ise dinsel aktivitelerin sosyal davranışa yol açması. Bir dinsel gruba ait olmak insanların bir araya gelmesine, benzer görüşleri benimsemelerine ve destekleyici ilişkiler geliştirmelerine yol açıyor.

Mutlu insanlar kendilerini ve dünyalarını da iyi gördükleri için hayatlarındaki önemli noktalarda da daha yüksek oranda tatmin bildiriyorlar. Mesela, pozitif duygulanma iş tatmininin istatistiksel bir öngörücüsü. Pozitif duygulanma ayrıca evlilik ve ilişki tatmini ile de pozitif olarak ilişkili.

Çevresel faktörlerin pozitif duygulanma ve mutluluk üzerinde pek de etkili olmadıklarını gördük. Peki o halde mutsuzsak hep mutsuz mu kalacağız? Değişim mümkün değil mi?

Neşeli, coşkulu ve hayatla ilgili olmak için insanların çok da bir şeye ihtiyaçları yok. Yani daha genç veya daha zengin olmak, büyüleyici ve dolgun ücretli bir işte çalışmak gerekmiyor mutlu olmak için. Yani aslında herkes mutlu olmaya yetkin.

Ve evet değişim mümkün. Çalışmalarda mutluluğun ileriki zamanlardaki sabitliğiyle ilişkisi .60 ile .80 arasında değişiyor. Yani katılımcıların çoğu 7sinde mutluysa 70inde de mutlu, fakat ilişkinin 1.0 olmaması önemli bir kısım insanda da değişim olduğunu gözler önüne seriyor. Yani pes etmek yerine maksimum potansiyelimize ulaşmak için çaba harcamamız gerekiyor. Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz yani mutluluk miktarımızı nasıl arttıracağız?

3 temel prensip sayabiliriz bu amaç için. Bu prensiplerden ilki, kısa dönem ruh hali çalışmaları gösteriyor ki pozitif duygu "düşünce"ye nazaran "hareket"le daha çok ilişkili. Yani bir şeylerle uğraşırken pozitif bir duyguyu oluşturmak daha mümkün. Bir başka deyişle yüksek seviyede pozitif duygu oluşması yüksek olasılıkla kişi dış dünyaya odaklandığında olmakta. IBM'in bir sloganı var tam da bu noktayla örtüşen aslında: "Stop talking, start doing" şeklinde. Biz de bunu "stop thinking, start doing" şeklinde değiştirebiliriz herhalde.Veriler 2 tür aktivitenin pozitif modu arttırdığını gösteriyor. Bunlar a) sosyalleşme ve kişiler arası davranış, ve b) egzersiz ve fiziksel aktivite. Genel olarak konuşmak gerekirse pozitif duygu durumu yüksek insanların fiziksel, sosyal ve zihinsel olarak aktif oldukları sonucunu çıkarmamız mümkün.

İkinci prensip,araştırmacılar tarafından bir amaca ulaşmaktansa bir amaç uğruna çabalamanın mutluluk ve pozitif duygulanım için can alıcı nokta olduğu vurgulanıyor. Hayatta yaptığımız çok az şey önemli fakat önemli olan bizim bunları yapmamız ve yaparken de bunların önemli olduklarını düşünmemiz.

Son olarak, bir değişimin başarılı olabilmesi için altta yatan mod sisteminin iyice anlaşılması gerekiyor. Modlarımızın farkında olmamız ve bu içsel ritime ayak uydurmamız yeterlik ve keyif hislerimizi maksimize ederken stres ve hayal kırıklığı hislerimizi minimize eder. Mod sistemimizi anlayarak ve onlarla çalışarak önemli bir oranda pozitif duygulanımımızı ve mutluluğumuzu arttırabiliriz.

Mutlu geçen bir ömür yaşamanız dileğiyle...