9 Temmuz 2009 Perşembe

Beypazarı - 05.07.2009

Motoru öyle bir sezonda almışım ki pes yani. Önce havanın azizliği, bu hafta olmadı gelecek haftaya bu hafta da olmadı diğer haftaya diye diye haziran ortasını bulduk. Bu sefer de düğün sezonu açıldı. O düğün senin bu düğün benim koşturmaktan neredeyse 1 ay motora binmeyi geçtim motorumu göremedim bile. Şeytanın bacağının bir şekilde kırılması gerekiyordu artık ve en sonunda bu hafta ilk uzun yoluma çıktım. Gerçi çok uzun da sayılmaz aslında gidiş geliş yaklaşık 200 km.

Yol çok uzun olmadığı için sabah çok erken davranmaya gerek yok, o yüzden saat 10:00 gibi çıkıyoruz yola 1 motor 1 araba olarak.

Yaklaşık 1 saat sonra Beypazarı'ndayız. Kahvaltı için gözümüze İnözü Vadisi'ndeki Dost'u kestiriyoruz. Dost'a ilk gidişim ve hizmetten son derece memnun kaldığımızı belirteyim, müdavimi olmamam icin tek neden var o da çocuklar için konmuş oyuncakların sürekli "Dale don dale" çalması. Onu da halletselerdi 10 üzerinden 10 verecektim ama maalesef 9'da kaldılar.



































































Bu arada yaptığı
m eşeklikten bahsetmemek tarihe karşı yapılmış bir ayıp olur o yüzden bunu tarihe not düşelim ki ben yandım eller yanmasın. Gerçi çok da yanma denemez daha çok buğulama. Şimdi soralım bakalım: üzerinde anahtar bulunan bir motor görseniz ne yaparsınız? Tabi ki alır götürürsünüz, Allah'tan benim motoru kimse görmemiş. Kahvaltıdan kalkarken motorun anahtarının cebimde olmadığını fark ettim ve o an "Aha" dedim "motor hayatım sona erdi". Neyse ki arkadaşın arabasının önüne koymuştum ve pek gözükmüyordu o yüzden olsa gerek ki motorum sağ salim yerinde duruyordu, tabi aküsü bitmiş olarak. Motorun gitmediğine mi sevineyim akünün bittiğine mi üzüleyim bilemedim. Öyle karışık bir ruh halinde motoru yokuş yukarı taşıdım tabi ne kol kaldı ne bacak, sonra kendimi aşağıya saldım ve çalıştırmayı başardım ama düzlükte kaskı takayım hem de motoru ısıtayım derken maalesef durdu. Aynı yokuşu bi daha çıkarmayı gözüm yemediği için düz yolda bacakları yana açıp taş devrinden kalma bir yöntemle hareket kazandırmaya çalışmaktan resmen buğulamaya döndüm. 3 ya da 4'üncü denemede çalıştırmayı başardım ve artık ne kask takarım ne motoru ısıtırım bastım gaza, istikamet Hıdırlık Tepesi. Artık içim rahat ne de olsa Hıdırlık Tepesi'nden aşağıya saldım mı çalıştırırım motoru.

Hıdırlık Tepesi'ndeyiz.











































Oraya çıkmışken uç
urtma uçurmadan dönmek olmaz.








































Çarşıya gidip badem vs almak istiyordum ama düzlükte motoru çalıştırmaya çalışmayı gözüm yemediği için doğru Ankara'ya. Yol'un Beypazarı tarafındaki yaklaşık ilk 20 km'sinde çalışma vardı o yüzden botların ve motorun son hali işte böyle...



































Son derece keyifli bir gezinin üstüne Fedex'in Wimbledon'da 6. zaferini kazandığını ve tekrar dünya 1 numarasına yükseldiğini görmek bu pazarı unutulmaz pazarlar arasına geçirdi. En yakın zamanda yeni rotalara yol almak ümidiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder